Silent Hill: Townfall – Korkunun Yeni Adresi İskoçya
Silent Hill serisi, uzun zamandır oyuncuları psikolojik korkunun derinliklerine çeken bir efsane. Ancak son yıllarda serinin hayranları, klasik Silent Hill deneyiminden uzaklaşıldığını düşünüyordu. İşte tam bu noktada Silent Hill: Townfall, damarlara verilen bir adrenalin iğnesi gibi etki ediyor. Geçtiğimiz yılın aksiyon ağırlıklı yapımı Silent Hill f'nin ardından Townfall, tam tersi bir yön seçerek ağır tempolu gizlilik ve sürekli bir gerilim vaat ediyor. İskoçya'nın terk edilmiş bir sahil kasabasında, 90'lı yılların ortasında geçen hikaye, oyuncuyu birinci şahıs bakış açısıyla karanlık bir soruşturmanın içine sürüklüyor.
Hikaye: Kefaret Peşinde Bir Yabancı
Oyun, Amerikalı Simon Ordell'in soğuk sulara vurmuş bedeniyle başlıyor. Bir bileğinde hastane kimlik bilekliği, diğerinde ise hala takılı bir IV damar yolu iğnesiyle... Simon, geçmişindeki bilinmeyen bir günahtan kefaret arıyor gibi görünüyor. Ancak kasaba hiç de misafirperver değil: Pazar tezgahları terk edilmiş, neredeyse her evin önünde 'satılık' tabelaları var ve sokaklar 'CEG' adlı gizemli bir örgüte karşı protesto pankartlarıyla dolu. İlk karşılaştığınız yerli ise akıllara durgunluk veren bir manzara: Gökyüzünden sarkan bir entübasyon tüpüyle akciğerlerine iğrenç siyah bir madde pompalanan gizemli bir adam. Ve işler oradan sonra daha da korkunç bir hal alıyor.
Oynanış: Sessizlik ve Gerilim
Townfall, sizi sürekli tetikte tutan bir hayatta kalma korku deneyimi sunuyor. Ses duyarlı yaratıklardan kaçmak için hareket algılayıcı bir cihaz kullanıyor ve dikkatlice çömelerek ilerliyorsunuz. Oyun boyunca o kadar gergin bir şekilde çömeliyordum ki, hikayenin sonunda karakterimin dizlerindeki aşınma kadar zihinsel durumundan da endişe eder hale gelmiştim. Ancak bu gerilim, son derece tatmin edici bulmacalarla dengeleniyor. Townfall, 90'lı yılların ortasında İskoçya'dan çıkan en rahatsız edici sahneleri barındırıyor; tıpkı Trainspotting'deki o ünlü tavan bebeği sahnesi gibi. 13 saatlik bu trajik hikaye boyunca, çürümüş apartman blokları ve ürkütücü hastane koğuşları gibi tanıdık Silent Hill mekanlarının yanı sıra, endüstriyel borularla boğulmuş sokaklar ve çatılarda sürüklenen devasa bir canavarın dokunaçları gibi çarpıcı yeni görüntüler de var.
Sonuç: Seriye Taze Kan
Silent Hill: Townfall, travma ve suçluluk gibi tanıdık temaları işlerken, kurumsal açgözlülük ve çevresel kötü yönetim gibi daha önce keşfedilmemiş karanlık yönleri de ele alıyor. Bu da onu serinin formülüne taze bir soluk getiriyor. Başta monoton görünen Simon karakteri, hikaye ilerledikçe umutsuzluğunun derinliklerine indikçe daha da sempatik hale geliyor. Özellikle eski Silent Hill oyunlarının abartılı dramatik kahramanlarıyla karşılaştırıldığında, Simon'un sade içtenliği takdir edilesi. Oyun zaman zaman başka oynanabilir karakterlerin bakış açısına da geçiş yaparak St. Amelia'nın sırlarının çözülmesine katkıda bulunuyor. Silent Hill: Townfall, korku türünün sevenleri için kaçırılmayacak bir deneyim. Seriye yeni bir yön verirken, aynı zamanda köklerine de sadık kalıyor.
iskocya atmosferi guzel olmus da silent hill artik iyice walking simulatora baglamis. korku var da oynanis nerde, iki saat yuruyup not mu topluyoruz yine. yine de ilk saatler fena degilmis diyolar.
iskocya atmosferi güzel fikir ama silent hill japonyada amerikanın kabusu olarak kalmalı bence. kasaba kasaba dolaşıp duruyorlar artık, taze kan lazım
serinin aksiyondan uzaklaşıp tekrar asıl köklerine dönmesi iyi olmuş ama iskoçya ortamı silent hill havasını verir mi emin degilim. yine de ilk oyunlardaki o sisli atmosferi özlemiştik, denemeye deger