Ortaçağ el yazmaları, yalnızca tarihi metinler değil, aynı zamanda geçmiş salgın hastalıkların genetik izlerini taşıyan birer zaman kapsülü olabilir. Bilim insanları, parşömen yapımında kullanılan hayvan derilerinden elde ettikleri DNA ile koyun çiçeği virüsünün (sheeppox) yaklaşık 3.500 yıllık evrimini çözmeyi başardı. Bu çarpıcı bulgu, Science Advances dergisinde yayımlanan yeni bir araştırmayla gün yüzüne çıktı.
Parşömenlerde Saklı Geçmiş
Koyun çiçeği, oldukça bulaşıcı ve çoğu zaman ölümcül bir viral hastalık olarak biliniyor. 20. yüzyılda Avrupa'daki hayvan sürülerinden büyük ölçüde yok edilse de, geçtiğimiz yıl Yunanistan'da olduğu gibi hâlâ ara sıra bölgesel salgınlar yaşanabiliyor. Araştırmacılar, virüsün evrimini anlamak için ortaçağ el yazmalarının parşömenlerinde korunmuş koyun çiçeği DNA'sını inceledi. Çünkü o dönemde parşömenler genellikle koyun derisinden üretiliyordu.
Çalışmanın ortak yazarı ve University College Dublin'de doktora öğrencisi olan Louis L'Hôte, bu keşfin önemini şöyle özetliyor: "Geçmişteki patojenlerin antik DNA'sının kaydedilmesi, bulaşıcı hastalıklara dair anlayışımızı tamamen değiştirdi. Burada parşömenlerin de hayvan patojeni DNA'sını koruyabildiğini gösteriyoruz. Dünyadaki arşivler ve kütüphaneler, geçmişteki hayvan salgınlarının genetik izlerini de barındırıyor olabilir."
Koyun Çiçeğinin 3.500 Yıllık Hikayesi
Araştırmacılar, koyun çiçeği enfeksiyonunun bilinen en eski yazılı kanıtının MS 1. yüzyıla, Roma dönemine dayandığını belirtiyor. Roma kayıtlarında hayvanlarda görülen cilt lezyonları ('püstüller') tarif ediliyor. Orta Çağ'da ise Fransa, İspanya ve İngiltere'deki tarım metinleri ve muhasebe belgelerinde koyunlarda görülen ölümcül 'çiçek' salgınlarından sıkça bahsediliyor. 17. yüzyılda Fransa'da salgınlarda bir azalma görülse de, 18. ve 19. yüzyıllarda yüksek ölüm oranlarıyla yeniden ortaya çıkmış. Büyük Britanya'da ise 1847'ye kadar bir nüksetme yaşanmamış.
Ancak koyun çiçeği virüsünün genetik geçmişi hakkında çok az şey biliniyordu. İşte bu noktada araştırmacılar, parşömenlerdeki DNA'yı analiz etmeye yöneldi. Son yıllarda bu tür tarihsel moleküler kayıtlar oluşturmak için çeşitli analitik teknikler geliştirildi. Örneğin, geçtiğimiz yıl Napolyon ordusundaki askerlerin ölümüne neden olan patojenleri belirlemek için insan kalıntılarındaki mikrobiyal DNA analiz edilmişti.
Birçok El Yazmasında Virüs İzi
Ekip, Yale Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, Corpus Christi College, University College Dublin, Lambeth Palace Kütüphanesi ve Trinity College gibi koleksiyonlarda bulunan ortaçağ el yazmalarından örnekler topladı. İncelenen eserler arasında 15. yüzyıldan kalma bir Speculum Historiale, Clairvaux el yazmaları, 9. yüzyıla ait İncil parçaları, Achadeus Mezmurları, Trinity İncilleri, Lambeth İncili ve 1000 yıllık York İncilleri yer alıyor. Aynı el yazmasının birden fazla sayfasında koyun çiçeği patojenine ait DNA bulunması, bu parşömenlerin muhtemelen enfekte hayvanlardan yapıldığını ve ortaçağ sürülerinin sık sık koyun çiçeği salgınları yaşadığını gösteriyor.
Araştırmacılar ayrıca, bu bulguların virüsün evrimini ve geçmiş toplumlar üzerindeki etkisini anlamamıza yardımcı olduğunu vurguluyor. Koyun çiçeği virüsünün en az üç bin yıldır Avrasya koyun sürülerini etkilediği düşünülüyor. Bu keşif, yalnızca tarihi bir hastalığın genetik geçmişine ışık tutmakla kalmıyor; aynı zamanda dünyadaki arşivlerin ve kütüphanelerin, geçmiş salgınların izlerini taşıyan devasa birer genetik veri deposu olabileceğini de gözler önüne seriyor. Gelecekte benzer analizler, insanlık tarihini şekillendiren diğer hastalıkların da izini sürebilir.
ilginç ama parşömenden dna çıkarmak ne kadar güvenilir ki? bin yıllık deriden virüs okumak biraz abartılı gelmedi mi size de
vay be parşömenlerden dna çıkarmak iyiymiş de, 3500 yıl önceki virüsü bulup ne yapıcaz, bugünkü aşılar yetmiyor mu
Ortaçağ parşömenlerinden DNA mı çıkardılar, bravo. Ama arşivlerin hepsini bu yöntemle tarayacaklarsa pahalı iş, emek de lazım. Yine de geçmiş hastalıkları anlamak için fena fikir değil.