Bir masal, ama karanlık bir masal
The Legend of Zelda: Ocarina of Time, çoğu Zelda oyunundan bile daha fazla bir masal gibi. Nintendo'nun 1998 klasiğini Switch 2 için yeniden yaparken seçtiği görsel yaklaşımı anlamanın anahtarı da bu. Oyun, eski bir hikaye kitabının resimli kapağı gibi romantik, yoğun ve yemyeşil görünmeli. Ama iyi masallar aynı zamanda korkutucu olabilir. Ürpertici, tedirgin edici… hatta bazen tam anlamıyla kabus yakıtı. Orijinal Grimm masallarını okudunuz mu hiç? Ya da Arthur Rackham'ın çizimlerini gördünüz mü? İşte Ocarina of Time bu geleneği çok iyi anlıyor ve ona yaslanıyor.
Oyun, prensesi kurtarma hikayeleri ve yüksek fantezi macerasının yanı sıra tuhaf, barok bir kaprislilik de taşıyor. Genç Link'in dev bir balığın karnına çekilip oradan kaçış yolu bulması gibi. (Bu arada bu, bu sonbaharın büyük gerilim filmlerinden biri olan Whalefall'ın konusuyla tuhaf bir şekilde örtüşüyor.) Ama bazen oyun resmen ürpertici oluyor.
Skulltulalar ve lanetli köy
Skulltulaları düşünün: karapakslerinde açılı kafatası maskeleri taşıyan dev örümcekler. Aniden ortaya çıkıp sizi korkutmadan önce sinir bozucu bir tırmalama sesi çıkarırlar. Skulltulalar korkutucudur, ama işin sadece yarısı. Kakariko Köyü'nde, örümcek ağlarıyla kaplı terk edilmiş bir konağa girebilirsiniz. Burada, açgözlülükleri yüzünden lanetlenip Skulltulalara dönüşmüş zengin bir aile yaşar. Örümceklerin sırtlarındaki kendi yüzlerinin çarpık maskelerinden konuşarak Link'ten laneti kırmak için Altın Skulltulalar toplamasını isterler. Bu, oyunun ana toplama görevi olsa da asıl önemlisi, kesinlikle korkunç olması.

Mezarlık, ReDeads ve Dead Hand
Kakariko Köyü ayrıca bir mezarlığa ve kambur bekçisi Dampé'ye ev sahipliği yapar. İçerisi ürkütücüdür ve tüyler ürpertici Poelar tarafından perili edilmiştir; ama yine korkunun başka bir katmanı vardır. Yerin altında, Kraliyet Ailesi Mezarı bulunur ve burada ReDeads'ler yaşar — dünya dışı çığlıklarıyla Link'i yerinde donduran kurumuş zombiler. Görünüş, ses tasarımı ve oyun mekanikleri açısından bu lanetli yaratıklar Nintendo'nun yarattığı en korkunç canavarlardır. Oyunun ilerleyen kısımlarında mezarlıktaki kuyuyu boşaltıp Kuyunun Dibi adlı mini zindana tırmanırsınız. Bu, Breath of the Wild'daki doğal bir mağara değil, duvarlarına iskeletlerin hapsedildiği rutubetli bir işkence zindanıdır. Sanki Diablo'dan fırlamış gibi.
Dead Hand'den hiç bahsetmeyeyim: dikkatsiz maceracıları ince beyaz uzuvlardan oluşan bir çemberle yakalayıp sonra toprağın altından çıkarak onları yiyen, cerahatli, kan lekeli bir yaratık. Ya da Ocarina'nın klasik Zelda düşmanı Wallmaster versiyonu: sadece bir gölge ve uzaktan gelen bir uluma ile varlığını bildiren, sonra sizi yerden koparıp alan şeytani, bedensiz bir el.
Ses tasarımı ve remake endişesi
Tüm bu hayaletler, Ocarina'nın eşsiz ürkütücü, seyrek, yankılanan ses manzarasına karşı çağrılır. Daha önce, remake'in bu kendine özgü atmosferi daha dolgun ve modern bir ses sunumuyla yakalayamayacağı endişemi yazmıştım. Dürüst olmak gerekirse, bu hafta duyduklarımız mükemmel geliyordu, gerçi oyunun daha güvenli, daha romantikleştirilmiş bölgelerindeydi. Şimdilik Nintendo'ya iyi niyetli yaklaşacağım. Skulltulaları da gördük. Ama ReDeads ya da Dead Hand, remake'in zengin dokulu, detaylı görsel dünyasında nasıl görünecek? İşte asıl merak konusu bu.
korku oyunu demek biraz abartı olmuş bence. evet alt katmanı karanlıktı, mezar sahnesi falan ürkütücüydü ama sonuçta masal anlatıyordu. remake gelirse grafikler güzelleşir ama o ruhu yakalayamazlar gibi
ya abartmayın isterseniz, o oyun 98 yılında çıktığında hepimiz çocuktuk ve kimse korkmadı. o kuyudaki eller sadece grafik yetersizliğiydi, korku değil. yine de karanlık temaları vardı tabii ama korku oyunu demek için biraz zorlama olmuş.