Sinema tarihinin en tartışmalı yönetmenlerinden Stanley Kubrick, izleyicisini asla rahat bırakmaz. Onun filmleri, yüksek sanat ile popüler eğlence arasındaki çizgiyi ustaca bulandırırken, her sahnesiyle akıllara kazınır. Kubrick'in bu mirasının en çarpıcı örneklerinden biri olan Otomatik Portakal (A Clockwork Orange), 55 yıl sonra yeniden izleyici karşısına çıkıyor. Film, artık HBO Max platformunda izlenebilir.
Distopik Bir Gelecekte Şiddetin ve Ahlakın Sınırları
Anthony Burgess'in aynı adlı romanından uyarlanan film, yakın geleceğin distopik İngiltere'sinde geçiyor. Başroldeki Alex DeLarge (Malcolm McDowell), Burgess'in yarattığı argo bir dille konuşan, karizmatik ama bir o kadar da acımasız bir genç. Alex ve 'droogs' adlı çetesi, Londra sokaklarında içki içip, evlere zorla girip, masum insanlara şiddet uygulayarak vakit geçiriyor. Gündüzleri ailesinin evinde uyuyan, okula gitmeyen Alex, hayatından oldukça memnun ve hiçbir pişmanlık duymuyor. Ancak bir gece işleri çığırından çıkıyor ve Alex, işlediği bir cinayetin ardından arkadaşları tarafından yalnız bırakılıp yakalanıyor.
İzleyiciyi Zorlayan Bir Rehabilitasyon Deneyi
14 yıl hapis cezasına çarptırılan Alex, hapishanede sıkıntıdan patlarken, suçluları 'iyileştirme' vaadiyle ortaya çıkan radikal bir deneye gönüllü olur. Bu deneyde gözleri zorla açık tutulan Alex'e, sürekli şiddet ve vahşet dolu görüntüler izletilerek şiddete karşı fiziksel bir tiksinme koşullandırması yapılır. Artık herhangi bir saldırganlık hissettiğinde vücudu tepki verip onu durduran Alex, toplum için bir tehdit olmadığı gerekçesiyle erken tahliye edilir. Ancak 'tedavi' sonrası hayatı hiç de beklediği gibi gitmez.
Film, gösterime girdiği 1971 yılında büyük tartışmalara yol açmış, şiddetin ekranda tasviri üzerine sayısız yazı yazılmıştı. Hâlâ güncelliğini koruyan bu tartışmaların merkezinde yer alan Otomatik Portakal, paradoksal bir şekilde hem son derece rahatsız edici hem de inanılmaz derecede eğlenceli bir yapım. İzlerken içiniz kötü hislerle dolar ama gözlerinizi ekrandan alamazsınız; droog'ların ikonik beyaz kıyafetleri, dönemin retro-fütüristik dekorları ve her karesi özenle tasarlanmış kompozisyonlar sizi içine çeker.
Kubrick'in Dehası: 'Singin' in the Rain' Sahnesi
Filmin en akılda kalan sahnelerinden biri, Alex ve çetesinin bir yazarın evine zorla girmesiyle başlar. Yazarı bağlayıp işkence ederken, Alex, yazarın karısına göz koyar ve ona 'Singin' in the Rain' şarkısını söyleyerek saldırır. Bu sahne, performans, zulüm ve kamera açılarının kusursuz uyumuyla sinema tarihine geçmiştir. Şarkı seçimi, Kubrick'in sadece görsel değil, işitsel zekâsının da bir kanıtıdır. Yönetmen, film müziklerini seçerken gösterdiği özeni, bu sahnede karakterin ruh halini yansıtan bir melodiyle birleştirir. Kubrick'in bu detaycılığı, Otomatik Portakal'ı sadece bir film olmaktan çıkarıp, izleyiciyi rahatsız ederken bile büyüleyen bir başyapıta dönüştürüyor.
55 yıl olmuş ama hala izlerken içim daralıyor. Kubrick'in dehşeti sanata dönüştürme becerisi filmi zamansız yapıyor.
55 yil once cekilmis ama hala daha bugunun cogu filminden daha cesur ve rahatsiz edici. ozellikle suan dijital platformlarda her seyin steril oldugu donemde iyi geldi. ama hala anlamayanlar var, bu film siddeti ovmuyor, siddetin kendisini sorgulatiyor.