1990'ların aksiyon sineması dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan ve Keanu Reeves'in unutulmaz performansıyla hafızalara kazınan 'Speed', yeni dijital yuvasına kavuştu. Film, artık HBO Max platformunda izleyicilerle buluşuyor. Özellikle CGI efektlerinin henüz bugünkü kadar baskın olmadığı o dönemde, pratik efektlerle ve gerilimi yüksek bir senaryoyla çekilen bu yapım, türünün en iyi örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Die Hard Formülünün Zirvesi
1988 yapımı 'Die Hard'ın başarısı, 1990'lı yıllarda birçok benzer filmin çekilmesine ilham kaynağı olmuştu. Steven Seagal'ın 'Under Siege'ı bir savaş gemisinde, Wesley Snipes'ın 'Passenger 57'si bir uçakta, Harrison Ford'un 'Air Force One'ı ise yine özel bir uçakta geçen bu formülün örnekleriydi. Ancak bu akımın en başarılı örneği, kağıt üzerinde en az heyecan verici görüneniydi: bir otobüste geçen versiyonu. Jan de Bont'un yönettiği 'Speed', 1994 yılında vizyona girdi ve kısa sürede klasikler arasındaki yerini aldı.
Filmin başrolünde, dönemin yükselen yıldızlarından Keanu Reeves yer alıyor. Reeves, Los Angeles polisi Jack Traven'ı canlandırıyor. Jack ve ortağı Harry Temple (Jeff Daniels), kısa süre önce Dennis Hopper'ın canlandırdığı çılgın bir bombacının planını bozarlar. İntikam almak isteyen bombacı, Jack'in gözü önünde bir otobüsü havaya uçurur. Ardından Jack'i bir ankesörlü telefondan arar ve başka bir otobüse de bomba yerleştirildiğini söyler. Bombanın, otobüs saatte 50 mil hıza ulaştığında devreye gireceğini ve hız 50 milin altına düştüğünde patlayacağını bildirir. Üç saatten az bir süre içinde 3.7 milyon dolar talep eden bombacı, Jack'in otobüse binmesine izin verir, ancak para teslim edilene kadar kimsenin inmesine müsaade etmez.
Başarılı Oyuncu Kadrosu ve Yönetmen Dokunuşu
'Speed'in bu kadar etkileyici olmasının birçok nedeni var. Keanu Reeves'in doğal ve sempatik oyunculuğu, Bruce Willis'in 'Die Hard'daki John McClane karakterini andırsa da, Reeves'in verdiği Los Angeles enerjisi, Willis'in New York sertliğinden oldukça farklı. Bu da filmi izlerken onu bir kopya gibi hissettirmiyor. Sandra Bullock ise otobüsün direksiyonuna geçen yolcu Annie Porter rolünde oldukça başarılı. Bullock'un canlandırdığı karakter, dönemin tipik 'kurtarılmayı bekleyen kadın' kalıbından sıyrılarak, durumu idare edebilen yetenekli bir kişi olarak çizilmiş. Reeves ve Bullock'un arasındaki kimyaya da değinmeden geçmek olmaz; ikili daha sonra yaptıkları açıklamalarda birbirlerine gerçek hayatta da ilgi duyduklarını itiraf etmişlerdi. Ancak film, bu çekim gücünün senaryoyu gölgelemesine izin vermiyor ve hikaye, ana tehdit olan bomba üzerinde odaklanmayı sürdürüyor.
Dennis Hopper'ın canlandırdığı kötü adam karakteri de filmin önemli yapı taşlarından. Daha çok telefonla iletişim kurarak gerilimi artıran bu karakter, izleyiciyi ekrana kilitliyor. Hopper, dönemin en deneyimli oyuncularından biri olarak filmde tam kıvamında bir performans sergiliyor. Filmin asıl gizli silahı ise yönetmen Jan de Bont. 'Speed' ile ilk yönetmenlik deneyimini yaşayan de Bont, daha önce 'Temel İçgüdü', 'Çelik Yumruklar' ve 'Kızıl Ekim' gibi yapımlarda görüntü yönetmeni olarak çalışmıştı. Hatta 'Die Hard'ın da görüntü yönetmenliğini üstlenmişti. De Bont, 'Die Hard'dan öğrendiklerini Graham Yost'un senaryosuna başarıyla uyarlamış. Bu başarısını 1996'daki 'Twister' ile de sürdüren de Bont'un kariyeri sonrasında aynı parlaklığı yakalayamasa da, bu durum 'Speed'in etkileyiciliğini gölgelemiyor.
hbo max kataloğu güzel doluyor ama speed'i her izlediğimde "otobüs neden 50 altına inmiyo lan" diyorum, yine de efsane film 😅
eski efsaneyi hbo max almis iyi, ama sansürlerini bildigimiz icin oturup bir de oradan mi izleyecegiz 😅