Televizyon Tarihine Geçen Bir An
Bazı replikler vardır ki, söylendikleri filmden ya da diziden bağımsız hale gelir. "May the Force be with you", "I'll be back" ya da "Daha büyük bir tekneye ihtiyacın olacak" gibi sözleri duyduğunuzda, bağlamı bilmenize gerek kalmaz; çünkü bu cümleler artık kültürün bir parçası olmuştur. Uzay Yolu: Orijinal Seri de böyle repliklerle doludur. Spock'ın "Uzun ve müreffeh yaşa" dileği, serinin imzası haline gelmiştir. Dr. McCoy'un "Ben bir doktorum, ... değilim" sözü ve kırmızı formalı mürettebatın ölümünü bildiren "Öldü, Jim" repliği de hafızalara kazınmıştır. Ancak dizinin tüm felsefesini yansıtan tek bir replik seçmek gerekirse, bu Kaptan James T. Kirk'ün (William Shatner) 2. sezonun 20. bölümü olan "Return to Tomorrow"da söylediği dört kelimelik cümledir.

Bilinmeyene Açılan Kapı
İlk kez 9 Şubat 1968'de yayınlanan "Return to Tomorrow" bölümünde, Atılgan mürettebatı ölü bir gezegenden gelen gizemli bir yardım çağrısına yanıt verir. Orada, yarım milyon yıldır saf enerji formunda var olan antik bir uygarlığın hayatta kalan üç üyesinden biri olan Sargon ile karşılaşırlar. Sargon; Kirk, Spock (Leonard Nimoy) ve Dr. Ann Mulhall'dan (Diana Muldaur) bedenlerini geçici olarak kendilerine bırakmalarını ister. Amacı, kendisi, eşi Thalassa ve hırslı Henoch için android bedenler inşa ederek yeni bir hayata başlamaktır. Dr. McCoy, uzaylıların mürettebatı manipüle ettiğini düşünür. Kirk ise insanlıktan yüz binlerce yıl daha ileri bir uygarlıktan öğrenme şansının riski göze almaya değer olduğuna inanır. Bu bölüm aynı zamanda Diana Muldaur'un Uzay Yolu serisindeki üç görünümünün ilkidir. Muldaur, burada Dr. Ann Mulhall olarak karşımıza çıkar; daha sonra 3. sezonun "Is There in Truth No Beauty?" bölümünde Miranda Jones olarak döner ve yıllar sonra Yeni Nesil'de Dr. Katherine Pulaski rolüyle düzenli kadroya katılır. "Return to Tomorrow", Spock'ın Sargon'dan "saf enerji" olarak bahsetmesiyle de eski hayranların hemen tanıdığı bir ayrıntıya sahiptir.

İnsanlığın Cesareti ve O Dört Kelime
Hayal edilemeyecek kadar güçlü uzaylıların mürettebatının bedenlerine girmesine izin vermekle karşı karşıya kalan Kirk, bir emir vermez. Bunun yerine bir argüman sunar ve insanlık tarihindeki her büyük atılımın, belirsizliği kucaklamaya istekli birileri sayesinde gerçekleştiğini hatırlatır. "İnsan uçabilse kanatları olurdu derlerdi," der Kirk. "Ama uçtu. Kanatları olmadığını keşfetti." Sargon'un teklifini, insanlığın Ay'dan Mars'a ve nihayetinde yıldızlara uzanan kendi yolculuğuna benzetir; bilgi edinme potansiyelinin tehlikeden daha ağır bastığını savunur. İşte tam bu noktada, hem kaptanı hem de seriyi tanımlayan o dört kelimeyi söyler. Bu dört kelime, Kirk'ü onlarca yıllık popüler kültür taklitlerinden çok daha iyi açıklar: "Risk almak, insan olmanın bir parçasıdır."

Neden Hâlâ Geçerli?
Bu replik, Uzay Yolu'nun özünü oluşturan merak, cesaret ve bilinmeyene duyulan saygıyı tek bir cümlede birleştirir. Günümüzde uzay araştırmaları, yapay zekâ ve genetik mühendisliği gibi alanlarda benzer etik ikilemlerle karşılaşıyoruz. Kirk'ün sözleri, sadece 23. yüzyılın kaptanına değil, bugünün bilim insanlarına ve karar vericilerine de yol gösteriyor. 58 yıl sonra bile bu dört kelime, insanlığın sınırlarını zorlama cesaretini hatırlatmaya devam ediyor.
Yıllar sonra hala bu sözü düşünüyorum, özellikle bugünün kaotik dünyasında. Kirk aslında insanlığa meydan okuyordu, kolaycılığa değil.
yıllardır uzay yolu izlerim, o söz sadece bir replik değil gerçekten yaşam felsefesi. ama bugünün dizileri böyle derinlikte replik yazamıyor maalesef