Kâbus Otelinde Mahsur Kalan TARDIS Ekibi
Doctor Who'nun Matt Smith döneminde, ikinci sezonun sonlarına doğru TARDIS ekibi beklenmedik bir yerde uyanır: içinde devasa, kaslı bir minotaurosun dolaştığı kâbus gibi bir otel. Amy Pond (Karen Gillan), Rory Williams (Arthur Darvill) ve bir grup yabancı, her odasında birinin en büyük korkusunun saklandığı bu labirentte mahsur kalır. Odalardan birinde istismarcı ebeveynler, bir diğerinde kahkaha atan vantrilok kuklaları, bir başkasında ise korkutucu bir goril vardır. Hatta Doktor'un o kadar çok korktuğu bir şey vardır ki, izleyiciye bile gösterilmez.
Değişen Koridorlar, Kaçış Yok
Neredeyse tam 15 yıl önce yayınlanan "The God Complex", Doctor Who'nun gelmiş geçmiş en korkunç bölümü olmasa da, kesinlikle en ürkütücülerinden biri. TARDIS ekibinin bir anda nerede olduğunu bilmeden kapana kısıldığı o tanıdık huzursuzluk hissini fazlasıyla yaşatıyor. Üstelik otelin koridorları sürekli değiştiği için kaçış için TARDIS'i bulmaları da imkânsız hale geliyor. Tek çıkış yolu ise içeriden geçiyor ve bu bölümün sonuçları, çoğu hayranın hatırladığından çok daha derin.
Amy'nin Hikayesi Aslında Burada Bitiyor
Amy ve Rory, diziden ancak bir sonraki sezonda, yürek burkan "The Angels Take Manhattan" hikayesiyle ayrılır. Ancak tematik olarak, özellikle Amy'nin kişisel yolculuğu "The God Complex" ile sona erer. Bu bölümü konuşmak, hemen öncesindeki "The Girl Who Waited" bölümünü düşünmeden neredeyse imkânsız. Doktor, Amy ve Rory'yi Apalapucia'ya, ölümcül hastaların hızlandırılmış zaman akışlarında son günlerini yaşadığı bir cennet gezegenine götürür. Bir hata Amy'yi diğerlerinden ayırır ve Rory ona ulaştığında Amy tam 36 yıl boyunca tesiste yalnız kalmış, tıbbi robotlara karşı samuray kılıcıyla savaşmıştır. Üstelik tüm bu süre boyunca Doktor'a, onu kurtaramadığı için kızgındır. Sonunda Doktor genç Amy'yi kurtarır ama bu, diğer Amy'nin silinmesi anlamına gelir. İki Amy aynı anda var olamayacağı için seçim Rory'ye bırakılır. Rory ve yaşlı Amy, TARDIS'in kapısında gözyaşları içinde birbirlerine aşklarını itiraf ederek vedalaşır.
İnancın Bilimkurguya Dönüştüğü An
"The Girl Who Waited", Doktor'un ne kadar insanlık dışı ve soğukkanlı olabileceğini, bazen koca medeniyetleri mahveden kararlar aldığını tüm ekibe hatırlatır. Ancak bunu sindirmeye zaman kalmaz. "The God Complex" hemen açılır: üçlü zaten otelde ve oraya nasıl geldiklerini bilmemektedir. Otelde, aralarında bir uzaylının da bulunduğu rengarenk bir yabancı topluluğu da tuzağa düşmüştür. Herkes sırayla kendi kâbus odasını bulur, sonra huzurlu bir transa girip minotaurosu övmeye başlar ve onun kendilerini öldürmesine seve seve izin verir. Herkes yaratığın korkuyla beslendiğini varsayar, ama Doktor sonunda korkunun sadece bir taşıyıcı olduğunu fark eder. İnsanlar genellikle hayati tehlike anında son çare olarak Tanrı'ya dua eder; Doctor Who da bu ruhsal çaresizlik hissini bir bilimkurgu mekaniğine dönüştürür. Çünkü biri en büyük korkusuyla yüzleştiğinde, onu ayakta tutan inancına sığınır. Yaratık aslında bu inancı kullanmaktadır.
Peki sizce "The God Complex", Doctor Who tarihinin en büyük ters köşesi mi? Yoksa Amy'nin vedası "The Angels Take Manhattan"da mı saklıydı? Yorumlarda tartışalım.
o bölümü gece izlemiştim hala aklımda o otel koridorları. amy'nin hikayesi aslında daha erken bitmiş derken biraz abartı var gibi ama atmosfer gerçekten karanlıktı.
o bolum gercekten farkliydi ama bence en karanlik diyince akla hemen blink geliyor. melekler hala kabusuma giriyor acikcasi. amy meselesi de guzel detaymis.
ne god complex mi ya o bölüm beni hala geceleri ürkütüyor. o otel atmosferi ve herkesin kendi korkusuyla yüzleşmesi... amy meselesi de baya erken kapanmıştı doğru