Monster: The Lizzie Borden Story, Netflix'te Yayında
Ryan Murphy ve Ian Brennan'ın gerçek suç antolojisi Monster'ın dördüncü sezonu, 1892'de Massachusetts Fall River'da işlenen Borden cinayetlerini ekrana taşıyor. Lizzie Borden (Ella Beatty), babası Andrew (Charlie Hunnam) ve üvey annesi Abby'nin (Rebecca Hall) öldürülmesiyle suçlanıyor ancak tamamen erkeklerden oluşan bir jüri tarafından beraat ediyor. Dönemin polisinin beceriksizliği ve "bir kadın böyle vahşi bir suç işleyemez" inancı, beraat kararında büyük rol oynuyor. Gerçek hayattaki bu belirsizlik, dizi için geniş bir yaratıcı alan sunuyor. Ancak sekiz bölümün tamamını yazan Brennan, gerçekleri bir kenara bırakıp kurgusal bir anlatı inşa ediyor.
Kadın Öfkesi mi, Sadece Kaos mu?
Dizi, "kadın öfkesinin mirası"nı anlatmayı hedefliyor. Bu yüzden hikayeye iki ünlü kadın daha ekleniyor: Kan Kontesi Elizabeth Báthory (Vicky Krieps) ve seri katil Aileen Wuornos (Sarah Paulson). Brennan, kadınların her çağda zorluk çektiğini vurgulamak istiyor ama bunu yaparken fazlasıyla didaktik davranıyor. Monster, entelektüel derinlikten yoksun; mesajını yüksek sesle veriyor ama sosyal medya paylaşımı kadar yüzeysel kalıyor. Dizinin temel sorunu, Lizzie'nin suçluluğundan hiç şüphe etmemesi. Hikaye bir "kim yaptı" değil, "neden yaptı" sorusuna odaklanıyor. İlk bölümlerde Max Winkler'ın yönetmenliğinde hızlı, teatral bir kamp tonu hakim; Baz Luhrmann bile bu tempoya yetişemez. Ancak Sarah Adina Smith'in yönettiği iki bölüm, bu abartılı tondan sıyrılıp sezonun en güçlü anlarını sunuyor.
Oyunculuklar ve Anlatı Dengesizliği
Rebecca Hall, kötü kalpli üvey anne Abby rolünde her repliği zehirliyor. Charlie Hunnam ise kaba, kekeleyen Andrew'u canlandırırken kadınlara duyduğu nefreti sarhoşluk ve aldatmacalarla besliyor; finalde neredeyse Jack Torrance'a dönüşüyor. İlk bölümlerde bu karakterler sempatiden tamamen yoksun çiziliyor, sonradan kendi bölümleriyle insanileştiriliyor. Bu, seyirciden çok geç gelen bir duygusal karmaşa talep ediyor. Ella Beatty ve Vicky Krieps, ellerindeki malzemeyle iyi iş çıkarıyor ama senaryo onları da yarı yolda bırakıyor. Sonuç olarak Monster: The Lizzie Borden Story, ne olmak istediğine karar veremeyen, cesur ama dağınık bir sezon. Gerçek suç meraklıları için ilgi çekici olabilir; ancak derinlik arayanlar hayal kırıklığına uğrayabilir.
Ryan Murphy yine aynı formülü ısıtıp önümüze koymuş gibi. Kadın öfkesi teması güzel ama Monster serisinde bunu kaçıncı kez işleyiş, biraz özgünlük istiyor insan artık.
ryan murphy yine gerçek bi hikayeyi alıp süslemekten başka bişey yapmamış gibi. lizzie borden davası zaten tartışmalı, kadın öfkesi üzerinden gitmesi ilginç ama mesaj veremeyince ortada kalıyo