Mass Effect serisiyle ilişkim ilk oyunla başlayıp bitiyor (suçu M35 Mako'ya atalım, orada duralım). Bu yüzden, aynı yaratıcı ekipten bazı isimleri barındıran ve açıkça Mass Effect'in manevi halefi olmaya soyunan Exodus, benim radarıma hiç girmemiş bir oyundu. Ama Gamescom tanrıları, Exodus'u randevu takvimime eklemeyi başardı ve oturduğum 45 dakikalık oynanış, beklediğimden farklı olsa da, Archetype Entertainment'ın yapmaya çalıştığı şeyden hem etkilendim hem de meraklandım.
Exodus'un hikayesi, kabaca 40.000 yıl sonrasını anlatıyor. Ana karakterimiz Jun Aslan, insanlarla Celestial'lar (genetik olarak geliştirilmiş ileri düzey insanlar) arasında evrimsel bir köprü. Hikaye ilerledikçe, ev gezegeni Lidon'u Celestial teknovirüsünden kurtarmak için bir göreve atılıyor. Gamescom demosu ise farklı bir endişeyle başlıyor: ekibimiz, Lidon yörüngesindeki Khonsu savunma platformuna sızmaya çalışıyor.
Yıldızlararası Bir Görev Başlıyor
Yıl 42530. Ekibimizde Jun'un yanı sıra pilot ve tamirci Kara Voss, Parlamento operatörü Suliman Tenjin, ağır silah uzmanı Elise Charroux ve Uyanmış ahtapot paralı asker Salt var. Exodus'un evreninde Uyanmışlar, aslında geliştirilmiş, ileri düzey hayvanlar; insanlar tarafından uzun süre hor görüldükten sonra dünyada kendi yerlerini bulmaya çalışıyorlar. Bu da başka bir yoldaşımız Houston'ın hem kurt hem de Jun'un evlatlık kardeşi olmasını açıklıyor.
Kısa bir gerginlik anının ardından, yasa dışı yollardan edinilen erişim koduyla güvenliği aşmayı başarıyoruz ve görev başlıyor. Oyun üçüncü şahıs moduna geçtiğinde görsel şölen başlıyor: Manyetik botlarımızı giyip istasyonun dış gövdesindeki mikro yerçekimi ortamında ilerlerken nefes kesici derin uzay manzaraları eşlik ediyor. Lidon yıldızlar arasında süzülüyor, devasa gemiler dönen asteroitlerin arasında yeşil lazerler saçıyor. Uzay çöpleri, kaya parçaları ve kalıntılar yol boyunca küçük kümeler halinde toplanmış, biz ilerledikçe dört bir yana saçılıyor.
Star Wars'tan İlham, Kendine Özgü Bir Tarz
Oyun direktörü Chris King, bu bölümün (Khonsu'da hapsedilen kurbağa benzeri Kay'i kurtarma görevi) büyük ölçüde Star Wars'un ikonik Ölüm Yıldızı sızma sahnesinden ilham aldığını, ancak amacın 'oyuncuları şaşırtmak ve kendi tarzımızı eklemek' olduğunu söylüyor. Bu, parlak metaller yerine mineral bir estetikle başlıyor: Önce mağara gibi kıvrılan dış yüzey, sonra içeride, Exodus'un mitolojisinde kilit bir madde olan 'canlı taş'tan (livestone) yapılmış, Kuzey İrlanda'daki Devler Kaldırımı'nı andıran altıgen yapısal eklemler.
İşte tam bu noktada Jun'un (isterseniz kadın Jun'u da seçebilirsiniz) oyunun en ilginç mekaniklerinden biri devreye giriyor: canlı taşı manipüle etme yeteneği. Belirli noktalarda yerden platformlar yükseltebiliyor, geçilmez uçurumların üzerine yürüyüş yolları oluşturabiliyorsunuz. Ayrıca Jun'un 'önsezi' yeteneği, olası alanları vurgulayarak size avantaj sağlıyor.
Exodus, Mass Effect özlemini çekenler için umut verici bir yapım olarak dikkat çekiyor. Archetype Entertainment, tanıdık bir formülü alıp üzerine kendi bilim kurgu dokusunu işlemiş görünüyor. Oynanış sürem kısa olsa da, bu evrende daha fazla vakit geçirmek için sabırsızlanıyorum.
Henüz yorum yok — ilk yorumu sen yaz!