Bugün RPG tutkunlarının büyük bir kısmı Persona 3'ü çok iyi tanıyor. Oyun ilk kez 13 Temmuz 2006'da Japonya'da raflarda yerini almıştı. Persona 3, seriyi çok daha geniş kitlelere taşıdı ve her yeni oyun için sadık bir oyuncu kitlesi oluşturdu. Yirmi yıl geçmesine rağmen hâlâ Persona 6'yı sabırsızlıkla bekleyen milyonlar olması bunun en somut kanıtı. Ne var ki Persona 3'e giden yolu döşeyen ilk oyunları, özellikle de Revelations: Persona'yı oynayan çok az kişi var.
Bir Lise, Şeytanlar ve Cesur Bir Karar
Söz konusu ilk Persona oyunu, Japonya'da 20 Eylül 1996'da Megami Ibunroku Persona adıyla orijinal PlayStation için çıktı. O dönemde Atlus, uzun soluklu RPG serisi Megami Tensei'nin birçok oyununu yayımlamıştı. Bu seri Kuzey Amerika'ya ilk kez 2004'te Shin Megami Tensei: Nocturne ile ulaşacaktı; Avrupa'da ise Shin Megami Tensei: Lucifer's Call adıyla biliniyordu. Ama Japonya'da Famicom günlerinden beri iyi iş yapıyordu. Super Famicom için çıkan ikinci Shin Megami Tensei oyununun ardından ekip yönünü değiştirmeye karar verdi ve sonunda Shin Megami Tensei If… ortaya çıktı.
28 Ekim 1994'te Super Famicom için yayımlanan bu oyun, öncekilerden çok daha samimi bir ortam sunuyordu: kısa süre önce şeytan diyarına dönüşen kurgusal Karukozaka Lisesi'nin koridorları. Oyuncular çeşitli öğrencilerle ittifak kurabiliyor ve sonunda zorbalığa uğradıktan sonra çılgına dönüp intikam için bir şeytan çağıran dahi öğrenci Ideo Hazama ile yüzleşiyordu. Onun bu kader kararı, oyunun başında liseyi içinden çıkılmaz bir duruma sokuyordu. Nintendo of America'nın yerelleştirme ve sansür politikaları düşünülünce Atlus'un bu oyunu denizaşırı kitlelere getirmemesini anlamak kolay. Amerikalı ebeveynler büyük olasılıkla sopalarla ve protestolarla karşılık verirdi. Ama Japonya'daki oyuncular çok daha açıktı ve tepkileri oyunu yeterince büyük bir başarıya dönüştürdü. Atlus da bu konsepti Persona ile genişletmeye karar verdi.
Persona'nın Doğuşu ve Farklı Yaklaşımı
Persona'da bir grup lise öğrencisi fal oyunu oynarken beklenmedik bir şekilde Persona adı verilen güçlü doğaüstü varlıkları çağırma yeteneği kazanıyor. Bir hastane ziyareti ve bir şeytan saldırısının ardından kendilerini Mikage-cho kasabasında dolaşıp yeni yetenekleriyle canavarlarla savaşırken buluyorlar. Oyunun hikâyesi, oyuncunun yaptığı seçimlere göre iki farklı "rotaya" ayrılıyor. Her iki durumda da nihai amaç kasabayı kötülükten kurtarmak.
O güne kadarki zorluğuyla ünlü Megami Tensei oyunlarına kıyasla Persona, daha erişilebilir bir savaş ve ilerleme sistemine ağırlık veriyordu. Bu da onu Kuzey Amerika'ya taşımak için mükemmel bir oyun haline getirdi. Tüm gezegenin yok olma ihtimali yerine, daha samimi bir ortamda kendi iç şeytanlarıyla savaşan öğrencilere geçiş, onu dönemin diğer RPG'lerinden ayırıyordu. Persona'nın yazarları, eski oyunlarla geniş bağlantıları korurken karakter kadrosunun iç duygularına daha fazla önem veriyordu. Aynı zamanda hem Megami Tensei hem de Persona, mitolojiden ve pop kültürden esinlenen pek çok tanıdık canavara sahip; savaşları da element etkileşimi ve düşmanın zayıf noktasını bulma üzerine kurulu.
Kalıcı Bir Miras
Persona 3, seriye etkili sosyal bağlantı sistemini getiren ilk oyun olabilir. Ancak Atlus, seriye iyi hizmet eden çok daha fazla kararı çok erken dönemde almıştı. Atlus USA tarafından yapılan yerelleştirme, Batılı oyuncuları rahatsız edebilecek veya kafalarını karıştırabilecek pek çok unsuru ayıkladı. Bugün Atlus, JRPG dünyasının en önemli oyuncularından biri olarak kabul ediliyor. Ama otuz yıl önceki o cesur oyun olmasaydı, belki de bu hiç gerçekleşmeyecekti.
Henüz yorum yok — ilk yorumu sen yaz!